Orta Doğu’da suların durulmadığı bir dönemde, Türkiye’nin dış politika rotasını ve bölgesel güvenlik öngörülerini paylaşan Bakan Fidan, diplomatik kanalların açık tutulmasının önemine dikkat çekti. Fidan, tarafların mevcut risklerin farkında olduğunu ve kontrolsüz bir tırmanmadan kaçındıklarını belirtti.
Diplomatik Temaslar ve Bölgesel Dengeler
Bakan Fidan, katıldığı canlı yayınlarda ve gerçekleştirdiği diplomatik temaslarda, Orta Doğu coğrafyasındaki fay hatlarının ne kadar hassas olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Son dönemde Ürdün, Irak ve Suriye ekseninde yaşanan askeri hareketlilikler, “Büyük bir savaş mı çıkıyor?” sorusunu gündeme getirse de, Türk diplomasisinin başındaki isim olan Fidan, durumun daha çok kontrollü bir gerginlik olduğunu ifade ediyor.
Fidan’a göre, hem ABD hem de İran, doğrudan bir askeri karşı karşıya gelmenin getireceği yıkıcı maliyetlerin bilincinde. Bu noktada Türkiye, bölgedeki tansiyonu düşürmek adına her iki tarafla da görüşebilen ender aktörlerden biri olarak ön plana çıkıyor.
Vekalet Savaşları ve Caydırıcılık Politikası
Bölgedeki gerilimin temelinde yatan en büyük unsurun vekalet savaşları olduğunu belirten uzmanlar, Bakan Fidan’ın açıklamalarının bu noktada bir gerçekliğe parmak bastığını söylüyor. İran’ın bölgedeki nüfuz alanları ve ABD’nin bu alanlara yönelik müdahaleleri, doğrudan bir savaş yerine stratejik hamleler üzerinden ilerliyor.
Saldırıların Sınırı ve Mesaj Kaygısı
Bakan Fidan, tarafların birbirlerine verdikleri yanıtların genellikle sınırlı ve ölçülü olduğunu belirtti. Bu durum, her iki gücün de birbirine “caydırıcılık” mesajı verirken, geri dönülemez bir çatışma sarmalına girmek istemediğini gösteriyor. Özellikle Irak ve Suriye topraklarındaki askeri varlıkların bu denklemin en hassas parçaları olduğu vurgulanıyor.
Gazze Meselesinin Bölgesel Gerilime Etkisi
Hakan Fidan, açıklamalarında sık sık Gazze’deki insani dramın ve devam eden çatışmaların bölgesel istikrarsızlığı tetikleyen ana motor olduğunu ifade ediyor. Gazze’de kalıcı bir ateşkes sağlanmadığı sürece, ABD-İran hattındaki gerginliğin tamamen bitmesinin zor olduğunu ancak bu gerginliğin bir “Dünya Savaşı” veya “Bölgesel Topyekün Savaş” noktasına evrilmesinin şu anki konjonktürde beklenmediğini dile getiriyor.